Nafaka, boşanma sürecinde veya sonucunda ekonomik olarak zor duruma düşecek olan tarafa diğer tarafça ödenen bir tür yardımdır. Kadının nafaka hakkı üç ana başlıkta incelenir:
Tedbir Nafakası: Dava açıldığı andan itibaren, boşanma davası sonuçlanana kadar eşin ve varsa çocukların geçimi için bağlanan geçici bir nafakadır. Kadının çalışıyor olması, bazı durumlarda tedbir nafakası almasına engel değildir.
Yoksulluk Nafakası: Boşanma kesinleştikten sonra, evlilik yüzünden yoksulluğa düşecek olan tarafa (kadın veya erkek) ödenir. Kadının bu nafakayı alabilmesi için, boşanmada "daha ağır kusurlu" olmaması gerekir. Süresiz olarak hükmedilebilir ancak koşulların değişmesi (örn: kadının yeniden evlenmesi veya maddi durumunun iyileşmesi) halinde kaldırılabilir.
İştirak Nafakası (Çocuk Destek Nafakası): Çocukların velayeti anneye verildiği takdirde, babanın çocukların bakımı, eğitimi ve sağlık giderlerine katkıda bulunması için ödediği nafakadır. Bu nafaka, babanın velayeti alması durumunda anne tarafından da ödenebilir; önemli olan velayeti almayan tarafın çocuğun giderlerine katılmasıdır.
Boşanmada tazminat, kusurlu tarafın diğer tarafa verdiği zararın giderilmesi amacı taşır.
Maddi Tazminat: Boşanmaya neden olan olaylarda kusursuz veya daha az kusurlu olan taraf, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenmişse, kusurlu taraftan maddi tazminat isteyebilir. Örneğin, evlilik birliği nedeniyle çalışma hayatından çekilmiş bir kadının uğradığı ekonomik kayıp buna örnek gösterilebilir.
Manevi Tazminat: Boşanmaya yol açan olaylar (örneğin; aldatma, şiddet, onur kırıcı davranışlar) nedeniyle kişilik hakları saldırıya uğrayan taraf, diğer taraftan manevi tazminat talep edebilir. Bu, yaşanan üzüntü ve yıpranmanın bir nebze de olsa telafi edilmesi amacı taşır.
Türkiye'de 2002 yılından sonra kurulan evliliklerde yasal mal rejimi "Edinilmiş Mallara Katılma" rejimidir. 2025'teki uygulamalarda bu ilke esastır.
Bu rejime göre:
Kişisel Mallar: Evlenmeden önce sahip olunan mallar, miras yoluyla veya karşılıksız kazandırma (bağış) ile elde edilen mallar "kişisel mal" sayılır ve paylaşıma girmez.
Edinilmiş Mallar: Evlilik birliği içinde, her iki tarafın da çalışarak elde ettiği tüm değerler (maaş, prim, ev, araba, şirket kârı vb.) kimin adına kayıtlı olduğuna bakılmaksızın "edinilmiş mal" sayılır.
Nasıl Paylaşılır? Boşanma durumunda, bu edinilmiş mallar (borçlar düşüldükten sonra) taraflar arasında yarı yarıya (eşit) paylaşılır.
Önemli Not: Kadının çalışmıyor olması veya ev hanımı olması, onun bu edinilmiş mallar üzerinde hak sahibi olmasını engellemez. Ev işlerini yürüten ve çocuklara bakan kadının bu emeği, ailenin ortak mal varlığına katkı olarak kabul edilir ve paylaşımda tam hak sahibidir.
Boşanmada velayet kararı verilirken mahkemenin baktığı tek ve en önemli kriter "çocuğun üstün yararı" ilkesidir.
Mahkeme, çocuğun yaşı, eğitimi, sağlık durumu, alıştığı çevre ve en önemlisi hangi ebeveynle kalmasının onun psikolojik ve fiziksel gelişimi için daha iyi olacağına bakar.
Toplumdaki yaygın kanının aksine, velayet otomatik olarak anneye verilmez. Ancak özellikle anne bakımına muhtaç küçük yaşlardaki (0-3 yaş) çocukların velayetinin anneye verilmesi yönünde güçlü bir eğilim vardır.
Çocuğun yaşı uygunsa (genellikle 8 yaş ve üzeri), mahkeme onun da fikrini (görüşünü) alacaktır.
Eşlerin birlikte yaşadığı ev, tapuda kimin adına kayıtlı olursa olsun "aile konutu" statüsündedir.
Boşanma davası sürerken, hakim diğer eşin rızası olmasa bile, evin ve ev eşyalarının kim tarafından kullanılacağına karar verebilir.
Özellikle çocukların velayeti anneye verildiyse, kadının çocuklarla birlikte "aile konutunda" oturmaya devam etmesine (kira veya mülkiyet diğer eşe ait olsa bile) hükmedilebilir. Bu hak, genellikle çocukların düzeninin bozulmaması için tanınır.